Bunların nesine güveneceksin?!? – İlhan Rahman

2006 yılının Makedonyasına gidecek olursak, Avrupa Birliğine adaylık yolunda önemli kazanımlar elde edilmiş, 2001 yılındaki iç çatışmaların ardından ekonomi yeni yeni canlanmaya başlamış, Ohri Çerçeve anlaşmasına bağlı reformlar yapılmış ve uygulamaya konulmuş, yeni yerel yönetimler yasası hazırlanıp yürürlüğe sokulmuş bir ortamda ülke yönetilmekteydi. Hernekadar 2001 yılının yarattığı erozyon ve ondan sonraki reform süreci ülkenin çok milletli ve kültürlü yapısı için zor sindirilecek yenilikler getirse de, bir şekilde ortak yaşama ve ortak kader unsuru vatandaşlara aşılanmaya başlıyordu. Bütün parametreler orta ve uzun vadede ülkenin istikrarlı geleceğine işaret etmekteydi. Her ne olduysa demokrasinin en büyük nimeti sayılan seçimlerle oldu. 2006 yılındaki Parlamenter seçimlerine o dönemin Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği önderliğindeki koalisyon iktidarı istikrar parola ve hedefiyle seçime girerken, Vmro-Dpmne ise 2001 yılındaki iç çatışma ve 2002 yılında iktidarı kaybetmelerinden sonra parti içi ayrılma ve değişim yaşıyor ve neticesinde 2006 yılındaki seçimlere reform ana temasıyla katılıyordu.

2006 yılındaki seçimler aslında Makedonya ve ona benzer bilinçsiz seçmenin olduğu ülkeler için bir örnek teşkil etmektedir. Şimdi tam 10 yıl sonra gelinen ve görülen noktada seçmenin o dönemde orta ve uzun vadede gerçekçi bir istikrar ile kısa dönemde yüksek riskli reform arasında bir seçim yaptığını söylersek yanılmış olmayız. Ne yazık ki yaşadığımız toplum günlük yaşamanın derdinde ve daha uzun vadeli düşünme kapasitesinden çok uzak. Hernasılsa o gün Vmro-Dpmne iktidar olmuş ve ülkeyi kaç seçim ‘’kazanarak’’ hala yönetiyor.

Ana hedefi ve çıkış noktası reform olan, dolayısıyla reformist diye geçinen demokrat hristiyan bir parti (ve koalisyon) bügün gelinen noktada tam anlamıyla işgalci bir yapıya dönüşmüştür. İlk dönemlerinde hernekadar ondan önceki iktidarın yaptığı politikalardan nemalanarak küçük ve kısa bir parlama dönemleri olsa da 2008 yılındaki parlamento seçimlerinden sonra tamamiyle reformist rayından çıkmış, aşırı milliyetçi hatta ırkçı bir iktidara dönüşmüşlerdir. 2006 yılında millete verdikleri başta ekonomil ve sosyal reformlardan eser kalmamış, bu reformların yerini çılgın projeler almıştır. Özellikle Üsküp 2014 projesi bunların hırsızlık açısından ustalık dönemlerini yaşamalarına vesile olmuştur. Bir yandan devlet bütçesinden akıl almaz kaynaklar hiçbir getirisi olmayan bu gibi projelere akarken, halkın hizmet almasında aksaklıklar ve yaşam standardında düşmeler başlıyordu. Yine bununla pararel olarak iktidar ülkede karanlık bir el üzerinden mutlak kontrolü sağlıyordu.

Geçen yıllar ülkede hiçbirşeyi düzeltmiyor, aksine gidişat her geçen gün daha da kötü bir hal alıyordu. En acısı her geçen yıl bir öncekini aratmakta. 2015 yılının ilk başlarında ana muhalefet Sosyal Demokratlar Birliğinin öncülüğünde başlayan ’’Makedonya için gerçekler’’ projesi ile halk biraz olsun aydınlanmaya başlıyordu. Bu proje iktidarın yasa dışı dinlemeleri ile başlıyor, ve devamında ülkeyi bütün alanlarda nasıl istila ettiklerine hepimizi şahit kılıyordu. Bizzat iktidarın başta başbakan ve bakanlar olmak üzere en yüksek kademeli yöneticilerinin kendi seslerinden hukuksuz işlemleri, yargıya müdahaleyi, seçim hırsızlıklarını, yolsuzlukları, rüşvetleri, hatta ve hatta cinayetleri bile örtbas etmelerini dinlerken aklı ve vicdanı hür her bireyin içi kan ağlıyordu. Bu proje ile yalanlar üzerine kurdukları korku imparatorluğu çökmeye başlıyordu aslında. Hernekadar süreç hala devam etsede iktidar Vmro-Dpmne için artık yolun sonu görülüyor, yolun sonunda ise kimileri için uzun bir mahkumiyet hayatı, kimileri için de sonsuza kadar siyasi hayattan uzaklaşma var.

skopje 2014

            Bir toparlama yaparsak Vmro-Dpmne artık köşeye sıkışmış ve tarih olmaya çok yakın yolsuzluk ve hırsızlıklarla anılacak bir siyasi oluşum durumunda. Geçen yıllar bizlere ve bu ülkeye birçok acı tecbübe yaşattı. Öyle ki :

  • Ekonomiyi canlandırmaya geliyoruz dediler, bügün ekonomi can çekişir halde;
  • Avrupa Birlği ve NATO’ya üye olacağız dediler, avucumuzun içinde olan üyelik süreçlerini vasıfsız politikalarıyla hayal durumuna düşürdüler;
  • Ülkeyi yaşanacak bir yer yapacağız dediler, 2 milyonluk Makedonya’da iktidarları döneminde 600 bin kişinin ülkeden göç etmesine sebep oldular;
  • Dindar gençlik dediler, kendileri dinden çıktılar;
  • Sağlık, eğitim, savunma, sosyal yardım gibi alanlarda yenilikçi düzenlemeler dediler, her alanda fiyaskoya sebep oldular;

Bu listenin uzunluğu okadar çok ki ne benim yazmaya, inanıyorum ne de sizin okumaya tahamülünüz olmaz. Her taşın altından bir başarızıslıkları çıkmakta, her bastıkları yerde de ot bitmez durumda. Tek istikrar sergileyebildikleri konu da uzmanı oldukları YALAN konusu. Şimdi artık son perdede bile hala haklı kandırma peşindeler. Son bir yılda söyledikleri ve olanlara bakacak olursak:

  • Ses kayıtları montaj dediler, gerçek çıktı;
  • Ses kayıtlarının yabancı istihbarat kurumları tarafından servis edildiğini söylediler, Makedon istihbaratının ürünü çıktı;
  • Teknik hükümete kurulamaz dediler, teknik hükümet kuruldu;
  • Başbakan Gruevski istifa etmeyecek dendi, paşa paşa istifa etti;
  • 24 Nisan’da seçim olacak dediler, kendileri iptal etmek zorunda kaldılar;
  • 5 Haziran’da muhakkak seçim olacak dediler, yazımı bugün (5 Haziran 2016) yazıyorum bügün de seçim olmadı;

            Kontrolü çoktan kaybetmiş işgalci iktidarın yalanlarına artık kimsenin inanma lüksü kalmamıştır. Bütün bu yazdıklarım hernekadar Vmro-Dpmne’ye yönelik olsa da, en az onlar kadar ortaklarının suçu da vardır elbet. Mesela Arnavut Bütünleşme Birliği (Dui/Bdi) veya iktidarın sözde Türk ortağı Türk Demokrati Partisi’nin bu olup bitende hiç mi suçları yoktur? Haksızlığa karşı susan ne oluyordu? Siyasi ve hukuki hesaplaşma zamanının hızla yaklaştığı aşikârdır, ama vicdanların hesaplaşması bakalım bu tarafa mı yoksa öbür tarafa mı kalacak.