Ufuk Derneği eski Genel Başkanı İlhan Rahman ile röportaj

1987 yılı Ohri doğumlu olan İlhan Rahman, ilk ve ortaöğretimini Ohri’de tamamlamıştır. Ohri ‘’Kardaşlık’’ K.G.S.D. ile küçük yaşlardan başladığı dernekçilik faliyetlerine, çeşitli kurum ve kuruluşlarda devam etmiş, bununla birlikte lise yıllarında siyasi gençlik kollarında da belli faliyet ve görevler üstenmiştir. Üniversite öğretimini siyasal bilimler bölümünde bitirmiş ve ‘’siyasal bilimler uzmanı’’ ünvanı almıştır. Ufuk Derneği ile dernek kuruluşundan aktif görevlerde bulunmuş ve kurumun Genel Başkanlık görevini yürütmüştür. Ufuk Dergisi daimi yazarlarından olmasının yanında, derneği temsilen yurt içi ve Türk Dünyasında birçok faliyet ve projede yer almıştır.

 

  1. Sayın Rahman, Makedonya Türkleri bünyesinde dernekçilik dendi mi akla ilk olarak yardımlaşma, dayanışma ve sınırlı faaliyet alanı olan kültür dernekleri gelmekte. Oysa ki sizin de bir dönem başkanlığını yaptığınız Ufuk Derneği; demokrasi, insan hakları gibi konulara ağırlık vermekte. Böyle bir ortamda bu tip bir misyonu üstlenmek size ne tür kolaylıklar veya zorluklar sağladı?

Makedonya Türkleri arasında dernekçilik Yugoslavya döneminde var olan kültür güzel sanat dernekleri ile başlamış ve devamında bağımsızlıktan sonra 1995-1996 yıllarındaki yasal düzenlemelerle ivme kazanmıştır. Soruda da belirttiğiniz gibi Makedonya’daki Türk dernekçilik ya da sivil toplum belli bir çerçeve içine sıkışmış veya sıkıştırılmıştır. Bügün bile bakacak olursak ülkemizdeki 70-80 civarında olan toplam Türk sivil toplum kuruluşunun neredeyse %90’ı yardımlaşma, eğitim ve kültür dernekleridir. Ama işin ilginç yani Makedonya Türk toplumu hem eğitim hem de kültür alanında ciddi sorunlarla boğuşmakta, yardımlaşma derneklerinin ise art niyetli birçok kişi ve kurum tarafından kullanıldığı kamuoyu tarafından bilinen bir gerçek. Öyle ki eğitim derneklerimizin çalışmasıyla eğitim durumumuz mu düzelmiş? Ya da kültür konusunda çalışan derneklerin faliyetleri ile kültürümüze bir katkı mı sağlanmıştır? İkisinin de cevabı hayır olacaktır. Yardımlaşma dernekleri konusu biraz daha sıkıntılıdır, öyle ki gerek Makedonya’daki siyasi oluşumlar gerek Türkiye’den gelen yardımlar belli bir siyasi reklam ve progapanda amacını taşımakta, ve yardımın gerçek manasından uzakta kalmaktadırlar. Modern yaşam ve ihtiyaçlar farklı alanlara yönelmeyi mecbur kılmaktadır. Güncel mesele ve sorunlar, devletin işle(me)yişi, hukuk alanındaki problemler, insan hakları ihlalleri gibi konuları gündeme getirmek ve demokrasi çerçevesinde çözüm yolları arama amacıyla Ufuk Derneği kurulmuştur. Milleti için bir şeyler yapma, elini taşın altına koyma amacı ile dernek bir avuç genç tarafından kurulmuştur. Hernekadar demokrasi ve insan hakları konularını ana amaç belirlemiş olsak da, ekonomiden, eğitime, bilimden, sanata kadar geniş bir yelpazede faliyet ve çalışmalar yapmış ve hala da yapılmaya devam ediyor. Kurulduğumuz 2008 yılının sonlarında bu alanda çalışan ilk Türk derneği olmanın gururunu taşıyor olsak da bugün 2016 yılında hala bu alandaki tek Türk dernek olmanın burukluğunu da yaşamıyor değiliz. Makedonya’daki Türk sivil toplumu hala bizi kabullenememiş durumdadır, bunun iki sebebi olabileceği düşüncesindeyim, ya biz kendimizi anlatamadık ya da kendi pasiflikleri yüzünden bizi hor görmekteler. Bu misyonu üstlenmemiz bize için hiçbir alanda kolaylık sağlamadı, aksine dernek yöneticilerimiz baskı gördüler, tehtid aldılar, saldırıya uğradılar, işten atıldılar. Ne yazık ki zaman bizi haklı çıkarmaya devam ediyor.

 

  1. Geçmiş dönemde Ufuk Derneği’nin hayata geçirmiş olduğu faaliyetlerin toplum üzerindeki pozitif etkilerini nasıl değerlendirmektesiniz?

Belli başlı faliyetlerin toplumsal etkilerini Makedonya gibi bir ülkede görmek veya araştırmak oldukça zordur. Hele hele sivil toplum gibi bir alanda böyle bir değerlendirme yapmak uzmanların bile çekineceği bir meseledir. Fakat şahsi görüş ve düşüncelerime göre Ufuk Derneği Makedonya Türkleri için yeni bir umut olmuştur. Çökmüş ve çürümüş bir yapıyı (gerek siyasi, gerek sivil toplum) değiştirebilecek bir potansiyelin bu millette olduğunu göstermiştir. Kimseden yardım ve destek almadan önemli faliyetlere imza atılabileceğini Ufuk Derneğimiz milletimize defalarca göstermiştir. Umudun sadece gençlikte olduğunu önemli bir kitleye kabul ettirmiştir. Dernek tarafından yapılan faliyetlere olan ilgi ve alakadan belli bir kesimin destek ve saygınlığının kazanıldığını anlayabiliriz. Pasif olan Makedonya Türk toplumunda Ufuk Derneği bügünekadar hiç konser ya da popülist bir faliyet yapmamıştır, ülkedeki Türk toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda panel, konferans, yuvarlak masa toplantıları düzenlemiştir, düşünmeye ve fikir üretmeye ortam sağlamıştır. Dernek faliyetlerine Makedonyadaki birçok üst düzey başta Makedon ve Arnavut siyasetçinin, bilim adamının, akademisyenin, sanatçının katılması bizlerin doğru bir yolda ilerlediğimize inandırıyor. Bir de negatif etki yarattığımız bir kesim de var tabi, pasifliğe ve hazırcılığa alışmış, başkalarının yardımı ile ayakta durmaya yani parazitliğe daima muhtaç olanlar. Ama böylelerini eskiden de pek umursamazdık, dernekte şimdiki görev alan arkardaşlarla uzun yıllar çalışmamızdan dolayı biliyorum ki şimdiki dernek yöneticilerimiz de bunları umursamazlar.

 

  1. Siyasi bilimler fakültesi mezunu, toplumsal olaylarla yakından ilgilenen bir genç olarak Makedonya’daki siyasi durumu kısaca nasıl özetlersiniz?

Makedonya 2011 yılındaki seçimlerden bu yana siyasi kriz ile boğuşmaktadır. Ülke mevcut iktidarın koltuğa oturduğu 2006 yılından beri her alanda gerilemeye başlamıştır. İnsan hak ve özgürlükleri olsun, demokrasi olsun, ekonomi olsun bütün alanlarda bir gerileme sözkonusu. Bunu biz söylemiyoruz, uluslararası bütün kuruluşların söylediği konular bunlar. Ama özellikle geçen yıl ortaya çıkan yasa dışı dinlenme olayları ile birlikte kriz hat safhaya ulaşmıştır, bir de iktidarın maskesi düşmüştür. Tabi dikta rejimiyle kıyaslanacak bir iktidar ile mücadele etmek zordur, uzun ve zahmetli bir sinir ve sabır mücadelesidir. Makedonya artık kesin ve net bir yol ayrımında, ya ülke karanlığa mahkum kalacak ya da aydınlık gelecek için değişimi seçecek. Geçen yılın bu döneminde Prjino anlaşması siyasi krizden çıkış yolu olarak imzalanmıştı. Ama iktidar bu anlaşmanın neredeyse hiçbir koşulunu yerine getirmek istemedi. Şimdi muhalefet milletvekilleri Meclisi yine boykot ediyor. ‘’Yine başa’’ döndük diyenler var, ben buna pek katılmıyorum, ülkeyi bu duruma düşüren birinci kişi olan Gruevski artık başbakan değil, en önemli çalışma arkardaşları artık bakanlık koltuğunda değiller. Ve her şeyden önemlisi artık müzakereleri yöneten batılı devlet ve diplomatlar işin ciddiyetini kavramış ve iktidarın gerçek yüzünü görmüş durumdalar. 10-20 gün içerisinde batılı devletlerin baskısı sonucu iktidar yine önemli tavizler vermek durumunda olacaktır, ama herşeyi yabancılardan beklemek de doğru olmaz ‘’hak ile batıl’ın kavgası’’ tabirini kullanan ahmaklar var, burada öyle bir kavga yok ne yazık ki, varolan kavga adalet ve özgürlük kavgasından başka bir şey değil.

 image1 (1)

  1. Bütün bu karmaşada Makedonya Türklerinin konumu nedir ve mevcut Türk siyasiler ne kadar etkin olabilmektedirler?

                Makedonya Türk toplumunun saygınlığını kaybettiğini, Türklerin üçüncü sınıf vatandaş olduğunu defalarca haykırdık. Böyle büyük çapta bir kriz döneminde saygınlığını kaybeden bir topluluğun konumunun iyi olması veya etkili olması düşünülemez. Krizi çözmek için görüşmeler yapanlara bakarsak en büyük iki Makedon ve iki Arnavut siyasi parti olduğunu göreceğiz. Türklerin veya diğer etnik toplulukların düşüncesi, fikirleri, önerileri günümüz Makedonyasından pek önemli değil. Türk siyasi partilere bakacak olursak birileri iktidar, diğerleri ise muhalefet tarafında yer almaktalar. Muhalefet neredeyse her gün sokaklarda protesto düzenlemekte, tabi bu gösterilere Türk partileri ve soydaşımız katılmaktadırlar, iktidardaki Türkler ise herhalde hallerinden memnun durumdalar. İktidar Vmro-Dpmne’nin zorlama yoluyla düzenlediği karşı protestolara Türklerin ilgisi sıfır, bir tek doğu Makedonya’dan zorla bazı protestolara taşınan Türkler gördük. Makedonya’daki Türk toplumu durumu yavaş yavaş kavramakta, belli bir kesim koltuk derdinde olduğundan ağzını açamaz durumda ama kentlerde ve köylerde soydaşımız artık geçmişe göre daha cesur, daha konuya vakıf.

  1. Bir özeleştiri yapacak olursak, Makedonya’daki soydaşımızın kendi içinde çözüp de çözemediği sorunlar üzerindeki hatalarımız, eksikliklerimiz nelerdir?

Makedonya’da devlet yapısı ne yazık ki Türkleri çözüm mekanizmalarının dışında tutmaktadır. Makedonya’da devlet çalışmadığı ve hukuk alanı çokmüş olduğundan çözüm ya Makedon ya da Arnavut partileri üzerinden olabilir. Ohri Çerçeve Anlaşması ülkeye ve sayısı az olan etnik topluluklara böyle bir kötülük getirdi. Türk toplumu içinde sorunlarımız olduğu gizlenemeyecek bir gerçektir, başta temsil olmak üzere, siyasette, sivil toplumda ve daha nice alanlarda kendi iç sorunlarımız mevcuttur. Aramızdaki bölünmüşlük ve kutuplaşma çok fazla, bölgecilik hastalığını hala yenemedik. Hatalarımızın listesini yapsak çok uzun bir liste olur, ama işin trajik ve acı tarafı hatalardan ders almamamız. Eksik olduğumuz yönlerimiz çok fazla, ama sağduyu ve ortak fikirde birleşme bunlardan en önemlileri diye düşünüyorum. Demokrasi gereği birkaç siyasi partimiz olabilir, çok sayıda sivil toplum kuruluşumuz olabilir, farklı düşünce ve görüşe sahip kişilerimiz olabilir ama ‘’dilde, fikirde ve işte birlik’’ aydınlık gelecek için olmazsa olmazdır. Yeni bir anlayışa, yeni yüzlere, yeni fikirlere açılmaktan başka yolumuz yoktur.

  1. Daha lise çağından toplumsal hassasiyet gösterdiniz ve bu yaşınıza kadar da değişik platformlarda soydaşınızın ve yaşadığınız ülkenin daha iyi noktaya gelmesi için uğraş verdiniz. Peki sizce toplum sizin bütün potansiyelinizin ortaya çıkmasına izin verdi mi? Bu potansiyel en üst düzeyde kullanılmadıysa sebebi nedir?

Toplumumuz ne yazık ki bir kapalı kutu içerisinde yaşamaktadır. ‘’Gelenek ve göreneklerimiz’’ diye tutturanlar olsa da meydana çıkan ihtiyaçlar yeni bir şeylerin ortaya atılmasına sebep oluyor. Klişe fikirler ile yaşadığımızdan dolayı toplumumuz biraz farklı düşünenleri kolay kabul edemiyor. Gençlere güven ve önem ise kesinlikle ve kesinlikle yok. Dolayısıyla böyle bir ortamda belli bir görüş belirtmeniz, fikir vermeniz veya çalışma yapmanız kolay olmuyor. Türk toplumu yeniliklere kapalı bir şekilde pozisyon almış durumdadır, oysa ki Türk töresinde böyle bir şeyin yeri yoktur. Tarihimizde hem gençlere güven hem de yeniliklere açılma çok güzel örneklerle yazılmıştır. Böyle bir ortamda bana kendini başarılı buluyormusun sorusunu soracak olursanız ‘’kendimi başarılı BULMUYORUM’’ cevabını vereceğim. Potansiyelimizin çok daha fazla olduğuna inanıyor fakat gerek toplumumuzun gerek ülkemizin durumundan ötürü üst düzeyde kullanamadığımızı düşünüyorum.

 

  1. Dernek başkanlığı görevini tamamladınız ama başladığınız yolda devam etmeye kararlısınız. Geleceğe dair planlarınız, beklentileriniz, hedefleriniz nelerdir?

5-6 yaşından folklore ile başladığım bu yolda büyüklerimiz tarafından bize öğretilen ilk şey ‘’dünyaya geliş gayemizin milletimize hizmet olduğu’’ fikriydi, en azından öyle ortam ve çevrede bu yaşımıza geldik, Allah ömür verdiği sürece de devam edeceğiz. Hayatta görev ve pozisyonların gelip geçici olduğu, fikirlerin ise kalıcı olduğuna inandım, Ufuk Derneğimizde 7 yılda 3 Genel Başkanın değişmesi bu yolun bir hizmet yolu, bir bayrak mücadelesi olduğunun baş kanıtıdır. Benim için mutluluk verici en önemli olay yürüttüğümüz mücadeleyi giderek genişleyen ama aynı çekirdek kadronun korunduğu bir grup ile yapmamızdır. Öyle ki geçmişe göre bugün bu siyasi kriz ortamında bile geleceğe ve yarınlara daha aydınlık bakabiliyoruz. Gelecek ne getirir ne götürür belli olmaz, takdir-i ilahi ama aziz milletime kendimi hala borçlu ve sorumlu hissediyorum. Küçüklükten beri ihtiyaç olan yere isteyerek ya da istemeden de olsa katılma durumunda oldu, çoğu şeye pek meraklı olmamama rağmen sırf millet sevgisinden katılmak zorunda kaldım. Yoksa ben de pek meraklı değildim folklor grubunda oynamaya ama milli kültürü koruma ve yaşatma adına mecbur kaldım, ya da kanun sazını çalmayı öğrenmeye, veya genç yaşlarda sivil toplumun kaygan zeminine alışmaya, ya da gençliğimizin bir bölümünü sokaklarda protesto gösterilerinde geçirmeye. Ama bazan fikirler, düşünceler ve ülkü  hayatta herşeyin önüne geçer, feda edemeyeceğin şey kalmaz. Şairin dediği gibi ‘’ne olmuş yani büyük adam olamadıysak, HAYALLERİMİZİ SATMADIK YA..’’