Maksud Ali: Parti Devletinin Kanlı Gecesi Mi?

2001 iç savaşı sonrası ikişer iktidar ve muhalefet Arnavut-Makedon  partileri Anayasa değişiklikleri üzerine anlaşıp, anlaşmayı imzaladılar. AB ve ABD diplomatlarının da bu anlaşmada katkıları gözardı edilemez.

Sayım, seçim sonrası kurulan SDSM koalisyon hükümeti imzalanan anlaşmanın (Ohri Çerçeve Anlaşması) uygulamasına başladı.

Polis, ordu, kamu, yargı kurumlarında hakça temsil ilkesi uygulanması milliyetçi kesim için siyasi araç ve propaganda olarak eline geçti. Belediye sınırları beslenme gıdası olarak kullanıldı. Arnavutlara anayasal hak, hukukunu vermek, siyasi rakibini  taviz vermekle suçluyordu.

2006 yılı seçimlerinde ırkçı eylem ve söylemlerden sonra ülke yönetimine gelmeyi başaran VMRO-DPMNE koalisyonu, seçim hileleri, seçim rüşveti, siyasallaşan devlet kurum ve kuruluşları ile iktidarını devam eden, iç savaş çıkarmak ile ayrılmak istiyor gibi izlenim bıraktı. Tarih ve kültür kolay değişmiyor. Devletin bütçesi ve imkanları bir kültüre öncülük  tanıyordu.

27 Nisan 2017 vandalizmini 80 yıllık Meclis binası bile hatırlamıyor. Rejimler, sistemler, etnik tartışmaları, 24 Aralık 2012 kepazeliği oldu ama bu kanlı eylemin de gerçekleşeceğini en karamsarlar bile hesaplayamadı. Suçlular tespit edilir ve adalet yerini bulur inşallah.

Ülkemizdeki gerçekleri bilenlere, ırkçı iktidara yakın saldırganların kimlik ve geçmişleri yabancı değildi. Eski mahkumlar arasında polis, istihbaratçı, memur, müdür, milletvekili……ne yoktu ki. Meclis kamera kayıtlarının silinmesi organize bir terör eylemine işaretini veriyor.

Saldırganlara Meclis ana kapısını açan bizzat milletvekileri olduğu görüntüleri paylaşıldı. Savaş suçlusu mahkumu bir milletvekiline yeni fırsat. Genel kurul salonunda alkış, milliyetçi şarkı ve marşları,  basın salonunda milletvekili öldürme teşebbüsü, kan fışkırıyor…Hepsi aynı zamanda. Polisin güvenlik sabotajı bizleri dünyaya rezil edecek davranış olarak geçecek. Devletle parti arası belirsizleşmesinin örneği.

Osmanlı torunları olduğunu iddia eden ırkçı iktidarın siyasi ortak ve destekçileri ses çıkaramaz ve tepki veremez hale getirildi. Zulüme karşı sessiz, ürkek ve tepkisiz kalan esarette olan bu kişilerden ne beklenebilirdi ki? Savunma ve özürlenmeler, Gostivarlıların kulandığı gibi anlat topuğuma.

Çoğu Türklerin öldürdüğü (100) terörist Andon Lazov Yanev-Köseto anısına Yılan Camisi yerinde heykeli dikildi. Meclis baskını öncesi vatansever (?) derneği kuruldu, üyelerinin saldırganlar arasında yer almaları ırkçı iktidarın yönetim anlayışını göstermiyor mu?

Üsküp şehir merkezi silahlı, bıçaklı heykellerle donatıldığında sessiz kalan dilsiz şeytanlardan utanma beklemek yanlış olur. Kanlı Perşembe gecesini öncesini araştırıldığında, aydınlatılmamış bir şey kalmayacağı aşıkardır.

Yolsuzluklara boğulan ırkçı iktidarın devir teslimi kanlı oldu. Savaş çağrıları, papaz çağrıları, düzenlenen protestoların perde arkası kanlı Meclis saldırısından belli oldu. Şoven milliyetçilerinin mobilize edilmesinin sebepleri kanlı gecede belli oldu değil mi?

Sanık eski Başbakan Nikola Gruevski VMRO-DPMNE lideri kanlı olaylardan sonra düzenlediği basın toplantısında şiddette karşı olduğunu açıkladı, peki seçim kampanyasında Köse gibi teröristle muhalefet lideri Zaev kendisi tarafından tehdit edilmedi mi?  Temiz Makedonya, kahpe Arnavutlar, Arnavutlara ölüm sloganları ve Meclis’teki linç girişimi beraber hareket etmenin delillerini gösteriyor. Devlet gücünü kullanarak haklı çıkmak zorlaştı çünkü gazeteci görüntüleri yayılmaya başladı. Saldırganların da paylaştıkları görüntüler dahil edilince adalet hakkımızdır.

Devletin üniter yapısı tehlikesi, bayrak, milli marş değişiklikleri, Arnavut dili kara propagandası çocukları ve yandaşları ikna edebilir ama Meclis’te nitelikli çoğunluk sağlanmadan mümkün değil. Toplam 120 milletvekilinden, 51 milletvekilinin engellemeleri hesap verme korkusundan kaynaklandığını dünya öğrenmiş oldu. Esarette olan Türk siyasi kölelerine ne diyelim acaba?

Cumhurbaşkanı Gorge İvanov, Meclis kanlı gecesinden sonra İstanbul’da bir üniversitenin düzenlediği konferansta Osmanlı yönetiminde millet sistemini ele alması ve Meclisteki kanlı olaylarının baş sorumlusu olarak geçmesi düşündürücüdür. Tarafsızlığı, yolsuzluklara boğulan siyasi iradeyi savunmak dışında Arnavut karşıtı hareketleri ile İstanbul Üniversitesi de eğitim, öğretim yuvasından günah yuvasına dönüşebileciği tehlikesini önlemek hepimiz için daha hayırlı olacaktır.

Azınlıkta kalan toplumlar için hukuka güvenin her şeyden önemli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.