Maksud Ali: 26.YIL DÖNÜMÜNDE BAĞIMLI TÜRKLER…

8 Eylül kutlamaları tamamlandı. Çeyrek asır geçti, neler kazandırdı, neler kaybettirdi , beklentiler karşılandı mı acaba? Türkler, Türk kurum ve kuruluşların konumu iyileşti mi? 1990 yılında, ilk meclis seçimlerinde Türk asıllı milletvekili seçilmedi. 1991 yılı meclis çalışmaları çekişmeli, sancılı, hararetli, bazen kavgalı geçti. Referandum öncesi 25 Ocak 1991 bağımsızlık deklarasyonu (bildirgesi) ardından ilk Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov seçildi. Meclis oturumları canlı yayınlanıyor, ilgi çekiyordu. Milliyetçi partisi (VMRO DPMNE) ve PDP (Arnavut Partisi) milletvekilleri tartışmaları iki tarafa melhem gibi geliyordu. Aşırı milliyetçilerin (hristiyan-demokrat kökenli) hayalleri benim devletim, dediğim, istediğim gibi olacak, Arnavut asıllı milletvekilleri haklı olarak engelliyor, düzeltiyorlardı. Boykotlar da oldu. Meclisin 1.döneminde (1990) çoğunluk sağlanamadığı için uzmanlardan oluşan hükümetin başında Nikola Klusev (VMRO DPMNE asıllı) ve Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov Yugoslavya’dan ayrılma sürecini çatışmasız sonlandırmaları için çaba harcıyorlardı ve sonunda başarıldı. 8 Eylül 1991 yılı referandumu ile ülkemiz bağımsızlığa kavuştu. İlk tanıyan ülke Bulgaristan, ardından Türkiye… Yüzde 72 seçmenin katılımı ile yüzde 95 evet sonuçları ilan edildikten sonra Üsküp şehir meydanı kutlamalarına Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan ve milletvekilleri iktidar, muhalefet ayırt edilmeden katıldılar. Bu kutlama kadrosu ilk ve son oldu. Neden mi? İktidar hırsı başta geliyor. Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, görevi kötüye kullanma gibi suç işleyen kesimler için kanunların geçersizliği yani adalet mekanizması muhalefet ve fakirleşen vatandaşlar için uygulanmasıydı. Raporlarda siyasallaşan devlet kurumları geçiyorsa Türkler için alarm olmalıydı. Gerektiği gibi neden hareket edilmedi? THP, UFUK gibi az sayıda Türk kurum ve kuruluşlarımız dışında aşırı milliyetçilerin zulmüne boyun eğmeyen soydaşlarımızı unutmamalıyız. 8 Eylül kutlamalarının motosu “Özgür Makedonya”, ”Özgür Yaşama” olduğu halde kendimizi sorgulamak gerekmiyor mu? Türk Partileri ve Türkler mutlaka iktidar olmalıdır anlayışı yanlış çünkü aşırı milliyetçi iktidarları uzun vadede telafi edilemeyecek zararlar veriyor. Ülkemiz Macaristan, Polonya olmadığı için dikkatlı olmalıyız.

16 yıl VMRO DPMNE iktidarına karşı 10 yıl SDSM iktidarı ve ortaklarında Türkler araştırıldığında tüm gerçekler sıralanıyor. Hristiyan – demokrat kökenli aşırı milliyetçi VMRO DPMNE partisi parasız, mal-mülksüz, eğitim seviyesi düşük ve genellikle kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşlardan ibaretti. Kilisenin desteğini iyi ve kötü amaçlı ustaca kullandı, karşılığında kiliseyi güçlendirdi ve zenginleştirdi. Papazların yaptıklarına sorumlu kurum ve kişiler sessiz ve görevlerini yapamaz halde kaldılar. Yoktan var olan aşırı milliyetçilerin desteğine Türkler eksik olmadılar. VMRO DPMNE Avrupa’nın en zengin partisi, yöneticilerin başta “AİLE”nin mal varlıkları hala aydınlatılmadı. Yasadışı dinlemelerin sorumluları deşifre ediliyor. Yavaş ama sağlam adımlarla adalet önünde hesap vermekle meşgul olacaklarını hissediyoruz. Bağımsız yargı “AİLE”ye bağlılıktan kurtulmaya başladı. Denetleyemeyen hükümet kurumların pislikleri gün geçtikçe kamuyla paylaşılıyor. ”AİLE” tarafından susturulan partili cumhurbaşkanı G.İvanov utanmaya devam ediyor. Seslendiğinde “AİLE”den emir olduğunu çocuklar bile öğrendi. Kumanova, 27 Nisan kanlı olayları eski milliyetçi iktidarı kurtaramadı, muhalefete geçtiler. Arnavut karşıtı söylem ve hareketler hızlandırıldı, yetmedi mülteci düşmanlığı ile vatandaşları kandırmaya yöneldiler, aslında Allahı’n bir mültecisi ülkemizde kalmak istemiyor. TDP ve bazı Türk dernek ve yöneticilerin aşırı milliyetçi VMRO DPMNE’ye bağlılıklarını nasıl okumalıyız? Çetebaşı Kenan Hasipi 2011 yılı seçimler öncesi kurtulmayı neden başaramadı aydınlatılmadığı için 2016/17 esareti devam ediliyor değil mi bilenler? Arnavut karşıtı, mülteci karşıtı Türk dostluğu beraber mümkün mü? “Arnavut dil” yasası değişiklikleri mecliste tartışılırken VMRO DPMNE ortağı TDP milletvekili bağımlı “zat” kendi eski kurumundan acaba danışıldı diye bilgi istiyor. Batsın senin Türk-Arnavut kardeşliğin. Dillerin geliştirilmesi anayasal hakkımızdır. Soydaşımız yeterli düzeyde Makedonca dilini bilmediği için sınav, ehliyet, sertifika kazanmak için rüşvete itilmiştir. Arnavut vatandaşımız bu tuzaktan kurtulma için siyasi aktörleri çaba gösterirken karşı çıkmak gaflettir. TDP kapatılsın tekrarlamalarımı anlamayan varsa sabırlı olsun. Eski iktidar mafyalaştı, zenginleşti güç kazandı. Siyasallaşan devlet kurumları temizlenmeye devam ediyor, yargının  “AİLE”ye bağımlılığı engellenmeye başladı, devlet imkanlarını kötüye kullanmak dönemi bittiyse hazırdan para harcamak çok zor değil mi? Yeni Makedonya eski binasının 7.katında Kültür Bakanlığına bağlı Toplulukların Kültürlerini Tanıtma ve Geliştirme İdaresi yerleşmiştir. Müdür Menfi İlyazı kutlamak için gittiğimde BİRLİK yayın evinin aynı katını hatırladım. Vefki Hasan ve Drita Karahasan müdürleri döneminde ziyaretlerim oldu. Ofislerin donanımında korkunç uçurumu fark ettim. Susturulmuş TDP yöneticilerin bağımlılıklarına anlam vermek hayli zor. Türk gazetesi sahibi ilahiyatçımız, ırkçı-şöven Latas’ın (MAAN) bir dönem yardımcılığına bağımlı olduktan sonra medya üzerinden gerçekleri öğrenmek hayli zordu. MRT Üsküp Türkçe yayınları sorumlusu 11 Aralık seçimlerinden sonra bağımlılıktan ne yapacağını bilemiyor. Yeni hükümetin 100. gününde Başbakan Zoran Zaev ve bakanları basın toplantısı düzenledi. 100 gün özgür Makedonya, özgür yaşama, ifade özgürlüğü, sorunları gündeme taşıma dönemi ve 4000 gün aşırı milliyetçilerin esaretinde kalma  dönemi farklıdır değil mi kardaşlar? Neden Bakan Adnan Kahil, milletvekilli Enes İbrahim, atanan müdürler, atanmayı bekleyenler MRT Üsküp Türkçe yayınlarına davet edilmiyorlar. Bağımlılığın faturası soydaşımıza zarar veriyor. Çareler tükenmez, MRT farklı döneme hazırlanıyor. Özgür dünya değerlerimiz için mücadeleye devam.