Cabir Doko: Dehşet Akşamı ve Kirli Eller

Perşembe akşamı bağımsızlık tarihimizin en utanç verici anlarından birini yaşadık. Bütün dünya bu rezalete, bu korkunç anlara tanıklık etti ve en önde gelen haber ajansları, gazeteler, televizyonlar bu skandalı manşetten verdiler. Ülkemizin geçmiş 11 yılda ne türde barbar faşistler tarafından yönetildiğini duymayan, görmeyen kalmadı. En sert skeptiklerin bile artık bu konuda şüpheleri ortadan kalktı. Fakat geride kalan psikolojik hasar, ülkenin rencide edilen imajı ve hayatları riske giren vekillerin, gazetecilerin ve ailelerinin travmalarını düzeltmek kolay olmayacak.

Beni en fazla üzen noktalardan biri ise hala bazı kişilerin gerçekleri görememesi veya görmezden gelmesidir. Akla karayı ayırt etmek, şerefsize şerefsiz diyebilmek bu kadar mı zor? ”Ama o bizim soydaşımız”, ”akrabamız”, ”komşumuz”, ”partilimiz” diyerek birini aklamaya çalışmak haysiyetsizlikten başka bir şey değildir. Kusura bakmayın ama yıkıcı bir ortamda zorla yapıcı olmaya çalışmak kendi ayağına kurşun sıkmaktan farklı değildir. Makedonya Meclis’inde yaşananlar terörist bir saldırıdır ve devlete ihanettir. 15 Temmuz’dan, Türkiye’nin herhangi bir karakoluna düzenlenen terörist saldırıdan, Paris’te, İstanbul’da, Moskova’da metroya konulan bombadan bir farkı yoktur. Buna alkış tutmak, destek vermek, taraf olmak sizi de terörist kategorisine sokar. Eğer kendi yaşadığınız toplumdaki terör olaylarına tepki vermekten çekiniyorsanız, o zaman hiçbir zaman samimi olmadığınız gerçeğiyle yüzleşmek zorundasınız.
Görüntülerde de göreceğimiz üzere TDP milletvekili Yusuf Hasani saldırganları alkışlamakta ve saygı duruşunda bulunmaktadır, hatta onlarla birlikte hareket ettiği de görüntülerde mevcuttur. Bu akıl almaz davranışın özrü kabul edilemez. Bu şahsın temsil ettiği parti (TDP) utanmadan, pişkinlikle bu saldırıda yer almadıklarını ve şiddete karşı olduklarını söyleyecek kadar etik yoksunudur. Ortada bir gerçek var ve ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bu leke temizlenemez. Verilecek bir istifa yapılabileceklerin minimumudur. Zira ırkçılığı, faşistliği tasdiklenmiş, tecavüz, cinayet gibi suçlardan hüküm giymiş ve afla erkenden hapisten çıkmış manyaklarla aynı safta bulunmanın bedeli çok çok daha ağır olmalıdır.

Bu duruma göz yumarsak ve sadece Türk partisinin milletvekili diye ses çıkartmassak hem kendimize, hem milletimize, hem de devletimize ihanet etmiş oluruz. Bunun insani değerlerle bağdaşması mümkün değildir.

Şu da unutulmamalıdır ki harbedenin yaşandığı aynı anlarda bir diğer Türk milletvekili olan Enes İbrahim cesurca sorumluluk almış ve canını tehlikeye atma pahasına bu teröristlere karşı duruş sergilemiştir. Bu noktada birilerinin gelip de iki vekili aynı kefeye koyması, akla karayı ayırt edememesi; art niyetten, körlükten ve karaktersizlikten farklı değildir. Biz millet olarak bu kadar mı olaylara uzak, bu kadar mı adalet duygusundan yoksunuz?! Öyle olduğuna kesinlikle inanmak istemiyorum ve buna adım gibi eminim.

Bütün bu olaylardan çıkan sonuç VMRO-DPMNE ve koalisyonunun kendi sonlarını hızlandırdığıdır. Adalet elbet yerini bulacak ve herkes kendi hak ettiği cezaya kavuşacaktır! Ancak bu süreçte vicdanımızın temiz olması ve şeytanla işbirliği yapmamış olmanın değerini de kavramamız son derece önemlidir.

Bazı kişiler balık hafızalı olabilirler, ancak aynı şeyi tarih için de söyleyemeyiz!