ARAF’TA SIKIŞAN KİMLİKLER VE MAKEDONYA TÜRKLERİ – Cabir Doko

Yaşamın anlamını sorguladığımız sorular vardır. İnsanoğlunu evrimi ilerledikçe sorular artsa da “Ben kimim?” sorusu daima sorulmuş, düşünce dünyasının önde gelenleri cevap aramışlardır. Bu soruya dinler de kendince cevap üretmişlerdir ve birçok kişi bu cevaplarla yetinmiş, mutlu olmuştur. Felsefe ise Antik dönemden günümüze bu soruya farklı pencerelerden bakmayı denemiştir ve çoğu kez bireyin evrendeki yalnızlığına dikkat çekmiştir. Bundandır ki daha ilkel dönemlerde insanoğlu yalnızlığı kollektif olgularla önlemeye çalışmaktadır, bu çaba günümüzde daha da ön plana çıkarılmaya çalışılsa da modern toplumlarda yalnızlık en büyük hastalık boyutuna ulaşmıştır.

            Kısacası, özetleyecek olursak iki tür kimliğe sahibiz: birincisi “Ben kimim?” yani BEN ve ikinci kimliğmiz “Biz kimiz?” yani BİZ.

            İnsan ya da topluluklar kendilerini diğerlerinden ayırt eden özellikleri üzerinde durmaya çalışırlar. Bu durumun pozitif tarafları olsa da, aşırıya kaçıldığında  ruhsal bozukluklara ve ırkçılık, faşizm gibi insanlık dışı oluşumlara yol açıldığı görülmüştür.

            Bireyler ve topluluklar kimliklerini belirlemeye çalışırken her zaman “ötekilerine” ihtiyaç duyarlar. Bu sayede kıyas yöntemiyle kendilerini özel göstermeye ve hissetmeye çalışırlar. Burada da ayarlamanın ince yapılması sağlıklı bir toplum için son derece büyük önem arz eder. Çünkü etnik, dini, kültürel açıdan homojen olmayan toplumlarda aitlik, ötekileşme ve kabullenememe durumları çok daha kolay bir şekilde peydah olabilirler. “Öteki”, yani “bizden olmayan” kavramı çok tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Etnik, dini ve kültürel yapısı ciddi anlamda değişime müsait olan Avrupa’da neofaşizmin ve ırkçılığın tekrardan ortaya çıkması tam da bu kavramların ön plana atılmasının bir yan ürünüdür.

            Bir toplumda azınlık olmak belli başlı sorunları da beraberinde getirmekte. Kuşkusuz bu sorunların başında aidiyat duygusu da yer almaktadır. Çoğu zaman bireyler kendilerini o topluma ait hissetseler de çoğunluk olan topluluklar karşısında ötekileşmeye mahkum kalmışlardır. Bu durum özellikle gelişmemiş toplumların kanayan yarası olmaya devam etmektedir. Bu toplumların arasına Makedonya’yı ve Balkan yarımadasının bütün bölgelerini katarsak hata yapmış olmayız.

            Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden ve kuşkusuz bir boks şampiyonundan çok, mücadele ve adalet sembolü haline gelmiş olan Muhammed Ali’nin hayatından kısa bir kesitle durumu özetlemeye çalışacağım. 1960 Roma Olimpiyatlarında ülkesi ABD’ye altın madalya kazandıran Ali, kendi topraklarında kahraman olarak karşılanmayı ummuştur. Ancak boynunda madalyasıyla girdiği bir restoranda sırf zenci olduğu için içeriye alınmamıştır. Bu talihsiz olaydan sonra Ali’nin madalyasını Ohio nehrine attığı söylenir ve ayrımcılığa karşı olan mücadelesini sertleştirmeye karar verir. Kendi ülkesine müthiş boyutlarda değer katan Muhammed Ali bile kendi toplumunda kabul görmedikten sonra, normal vatandaşların durumu daha da vahim değil midir?

            Fakat kısaca özetlemiş olduğum bu talihsiz olayın üzerinden yarım asır sonra ABD ciddi bir demokratik kapasite örneği sergileyerek zenci bir Başkan seçmiştir. ABD’de herşeyin güllük gülistanlık olduğunu ima etmek istediğim sanılmasın, ancak yine de gelişmiş toplumlarda kısa süre içinde kayda değer toplumsal ve mental değişiklilerin mümkün olduğu bir  gerçektir. Makedonya’da etnik ve dini unsurlar ciddi bir bariyer olmaya devam etmekteler. Dolayısıyla ülkemizde böyle bir örneğe rastlamak uzun bir süre daha hayal olmaktan öteye gidemez. Bu ise mevcut toplumumuzda bireysel kimliğin, topluluk kimliği altında ezildiği anlamına gelir. Globalleşen dünyada liberal fikirlerin de ortaya çıkmasıyla bireysel kalitenin kollektif kimliğinden üstün tutulması gerektiği düşüncesi savunulsa da, maalesef ülkemizde tam da tersi uygulanmaktadır. Böyle şartlar altında kendini dışlanmış gören azınlık üyeleri görüşlerinde aykırılaşma yoluna giderler, dolayısıyla toplum içinde kutuplaşma kaçınılmaz olur. Çünkü her birey, ait olmak istediği toplumun kendi varlığını inkar edilmesi fikriyle karşılaştığında önce yalnızlık hissiyle yüzleşir, sonra da agersif bir hal alır.

            Etnik açıdan azınlık olmak çift taraflı bir inkar edilmeye de zemin hazırlar. Çünkü doğup, yaşadığı toplumda farklı bir gözle bakılan ve hep “öteki” gibi tabir edilen azınlığa ait birey, kendi kültürünün ağır bastığı topluma gittiğinde kabul edilmeyi beklemektedir. Fakat çoğu zaman bu gittikleri toplumda da “öteki” olarak nitelendirirler. Çünkü ortak tarih, inanç, gelenekler, dil ve yaşayış biçimi; zaman kavramının inşa etmiş olduğu bariyerin aşılması için yeterli değildir. Bu bahsettiğim durumu çoğumuz şahsi tecrübelerimizden veya yakınlarımızın yaşadıklarından görmüş, hissetmişizdir.

            Bu yüzden Makedonya’da yaşayan Türkler olarak bu konuya daha fazla kafa yormamız ve olabildiğince rasyonel ve çağdaş bir yaklaşım göstermemiz gerekir. Romantik duygularla, ani ve tasarısız atılan adımlar çoğu zaman beklentilerimizi karşılamayabilir. Küreselleşen dünyada lokal fikirlerle ilerleyemeyiz. Doğup büyüdüğümüz ve nefes aldığımız Makedonya’da çoğu zaman ötekileştirilmeye çalışsak da, karşılıksız sevgi ve saygı duyduğumuz Türkiye’de de çoğu zaman tam anlamıyla kabul görmemiş olsak da, Araf diye nitelendirebileceğimiz bu durumdan bozulmadan, değişmeden çıkmalıyız. Önemli bir yükü sırtımızda taşıyan biz Makedonya Türkleri çoğu zaman hem ülkemizde hem de anavatanımızda belirli çevrelerin siyasi primlerine kurban gitmiş, amaçtan çok araç olarak değerlendirilmekten kurtulamamışızdır. Bunun bilincinde olmak ilerleyen dönemlerde bizi daha güçlü kılacaktır.

            Bilgi ve birikimimiz, kalitemiz sayesinde potansiyelimizi maksimum düzeyde kullanarak, bireysel kimliğimizle; önce etrafımıza, daha sonra da dünyaya pozitif değerler sunarak aidiyat duygusuna bir nebze ulaşabiliriz. Bunu elde edebilmek için önce kendi bireysel özelliklerimizi geliştirmeye çaba göstermeliyiz. Cahil, gelişmemiş, bilinçsiz toplulukları kimse kabullenmek istemediği gibi, herkes manipüle etmeye çalışır. Fakat zeki, bilinçli ve rasyonel topluluklara çoğu zaman tedirginlikten de olsa saygı ve ilgi duyulur.  Ulaşmak istediğimiz kimlik bu olmalı!

            Kimlik bunalımına son verme zamanı!